15 Maddede 0-1 Yaş Dönemi Gelişim Özellikleri – Anne İle Bebek Arasındaki İlk Etkileşimlerin Doğası

15 Maddede 0-1 Yaş Dönemi Gelişim Özellikleri – Anne İle Bebek Arasındaki İlk Etkileşimlerin Doğası

0-1 Yaş Dönemi

0-1 Yaş Dönemi

Bu yazımızda 0-1 Yaş Dönemi Gelişim özellikleri hakkında bilgiler vermeyi amaçlamaktayız. Bu özellikler tamamen çocuğun ruhsal gelişimiyle ilgili özelliklerle sınırlı tutulmuştur. Fiziksel vb. diğer gelişim alanlarından bu yazıda bahsedilmemektedir. Bebeğin dünyaya gelişi ve ilk yılı son derece kritik süreçlerin de eşlik ettiği bir süreçtir. Önemli özellikleri 15 maddede bir araya getirmeye çalıştık. Çocuk psikolojisi açısından değerlendirecek olursak 0-1 yaş, 1-3 yaş ve 3-6 yaş olmak üzere bu dönemler en kritikten daha az kritiğe doğru ilerlemektedir. Fakat bilinmelidir ki her dönem kendi içerisinde farklı özellikler, farklı açılımlar bulundurmaktadır. Anne ile çocuğun etkileşiminin son derece önemli olduğu bu sürecin en kritik evresi 0-1 yaş dönemidir.

0-1 Yaş Dönemi Gelişim Özellikleri

  1. Yapılan bilimsel araştırmalar gösteriyor ki tüm bebekler dünyaya geldiklerinde annelerinin kokularını diğer kişilerden ayırdedebilmektedir.
  2. Bebek doğduğu andan itibaren anneyle kablosuz bir iletişim halindedir. Bu iletişim, duygu temelli bir iletişimdir. Bebeğin sağ beyninden annenin sağ beynine giden bu iletişim son derece kuvvetli bir iletişimdir. Sözel olarak kendini ifade edemeyen bebek duygusal olarak anne ile iletişim kurabilmektedir. Bu sayede bebek ve anne arasında eşzamanlı bir etkileşim oluşmaktadır. Kimsenin anlayamadığı durumda bebeğin ağlama tınısından anne, bebeğin neye ihtiyacı olduğunu bilebilmektedir.
  3. Bebek doğduğu andan itibaren duygularını düzenleyebilme yetisi olmadığı için annenin sesi, kokusu, mırıldanması bebek açısından ruhsal anlamda hayati öneme sahiptir. Bebek bu sayede kendisini yatıştırabilmekte veya yatıştıramamaktadır. Duygu düzenlemesini bebek, annenin duygu havuzu üzerinden yapar.
  4. Bilinenin aksine yapılmış olan bilimsel çalışmalar bebeğin hiç de pasif olmadığını göstermektedir. Tam aksine bebek, anneyi ihtiyaçlarını karşılaması konusunda daha hassas bir hale sokmaktadır. Doğumdan önce yapmaktan hoşlanmadığı pek çok şeyi anne olunca her gün yapabilen bir anne, aslında bebek tarafından harekete geçirilmektedir. Bebek, özellikle bakışıyla ve ağlama tınısıyla sürekli anneyi kendisiyle ilgilenmesi konusunda baskı altına almaktadır. İşin ilginç tarafı anne bu işi büyük bir keyifle yapmaktadır.
  5. Doğduğu andan itibaren bebek özellikle kendi bedeninden gelen uyaranlara karşı aşırı duyarlıdır. İhtiyaçlarının derhal karşılanmasını ister ve beklemeyi bilmez. Bu dönemde ihtiyaçların geciktirilmemesi gerekir. Bu ‘gecikme’ kavramı ile kastettiğimiz şey aslında annenin doğal bir şekilde annelik yapmasıyla mümkündür. Çocuğuyla eşzamanlı bir iletişime geçmek, her annenin içinde zaten mevcuttur. Ek olarak bir bilgi edinmesine, eğitim almasına gerek yok. Aksine çocuğuna belirli bir ‘bilgi’ ile yaklaşan annenin doğallıktan kopma riski vardır.
  6. Bebekte emme dürtüsü o kadar güçlüdür ki uykuda da emme devam eder. Uykuya dalarken emme hızlanır, bebekte gevşeme ve haz duygusu oluşur. Bu nedenle bebeğin ağzına konan bir emzik bebeğin uykuya dalışını hızlandırır.
  7. Doğumdan sonraki ilk 2-3 ay bebeğin içe dönük olduğu bir dönemdir. Bu nedenle bu döneme ‘Normal Otistik Dönem’ de denilmektedir. Daha sonraki süreçte uyanık olduğu sürenin de artışıyla birlikte dışa dönmeye, dış uyaranlara tepki vermeye başlar. Bu dönemde bebeğin ihtiyaçlarının doyurulması çok önemlidir.
  8. Doğumdan itibaren bebekte emme ve yakalama refleksleri vardır.
  9. Özellikle 5. Aydan itibarwn bebek elini, kolunu ve ağzını koordineli bir şekilde kullanabilme becerisini geliştirir. Bir nesneye uzanıp ağzına götürebilir.
  10. Bebek 6. aydan önce annenin yüzü ile başka yüzleri ayırt edemez. Dolayısıyla kendisiyle ilgilenen herkese gülebilmektedir. Bu nedenle, ilk 6 ay içindeki bu gülmelere ‘Sosyal Gülme’ denilmektedir.
  11. İlk aylarda herkese gülümseyen bebek, 6. aydan sonra bebeklerde yabancı korkusu başlayabilir. Bunun nedeni ise artık annesi ve başka yüzleri ayırdedebilmesidir.
  12. Özellikle hastaneye yatırılmışsa kendisine iğne yapan hemşireyi artık tanımaya başlar. Yeni yüzler bebeği korkutabilmektedir bu dönemde.
  13. Özellikle anneden ayrılığa tepkisi çok travmatik olabilmektedir. Bu nedenle 7 ay ile 4 yaş arasında çok mecbur kalınmadıkça bebeklerin hastaneye yatırılmaması, tıbbi müdahalelerde bulunulmaması gerekir. Hastaneye yatışı mecburen söz konusu olan bir bebeğin annesinin yanında bulunması önemlidir.
  14. Şüphesiz bebek ile anne arasındaki etkileşimler neticesinde bebekte anneye karşı ‘bağlanma’ gelişir. Üçüncü ve altıncı ay arasında oluşan bu bağlanma özellikle altıncı aydan sonra öyle güçlenir ki bebek anneden uzun süreli ayrılıklarda ciddi sorunlar yaşayabilmektedir. Uzun süreli veya sürekli ayrılıklar bebekte, maliyeti gelecekte çok ağır olabilecek duygusal hasarlar oluşturabilmektedir.
  15. Anne ile bebek arasındaki iletişimde herhangi bir sorun yoksa bebeğin uykusu rahattır, boşaltım sistemi normaldir ve bebek huzurludur. Kendini seven, koruyan bir varlık olduğunu hissetmesi bebek için son derece önemlidir. Bu sayede ‘Temel Güven’ duygusunu geliştirir. Yani anne tarafından her zaman sevileceği, asla terk edilmeyeceği duygusu.

Sonuç Olarak!

Bebek ve anne arasındaki ilk etkileşimler hem sözsüz, hem de son derece kuvvetlidir.

Bebek, kendisine bakması konusunda anneyi harekete geçirendir.

Anne ve bebek arasında ilişkiyi başlatan, sürdüren, durduran, geliştiren ve sonlandıran bebektir.

Bebek doğduğun andan itibaren hiç de pasif, edilgen bir durumda değildir. Aksine bütün ilişkiyi yöneten konumundadır.

Bebek iletişiminin temel yapı taşı duygu’dur. Bebek anneyle duygu üzerinden iletişim kurmaktadır.

Hakan TOKGÖZ

Konya / Klinik Psikolog

hakantkgz@gmail.com

05511116504