Konya Çocuk Psikoloğu – Çocuk dünyasından yetişkin dünyasına yolculuğun anatomisi

Çocuk dünyasından yetişkin dünyasına yolculuğun anatomisi

Konya Çocuk Psikoloğu

Konya Çocuk Psikoloğu

Konya Çocuk Psikoloğu sitesi olarak bugünkü yazımızda çocukluk döneminin neden son derece kritik olduğu konusunda önemli bilgiler bulabilirsiniz. Çocuk gelişimi ve eğitimi hakkında yazılmış eserlerle birlikte bu konuya ailelerin ilgisi de her geçen gün daha da fazla artmaktadır. Bu sevindirici gelişmeler beraberinde çeşitli problemleri de getirmektedir. Kimi anne-babalar farklı görüşler nedeniyle kafa karışıklığı yaşamakta, kimileri ise eser çokluğundan
kaynaklanan bu ‘bilgi bombardımanı’ nedeniyle meseleyi teknik bir mesele olarak algılama yanılgısına düşmektedir. Ne yazık ki Konya çocuk psikoloğu açısından yeterli uzmana sahip  değil.

Şüphesiz farklı görüşlerin en önemli sebebi alanda yeterliliği olmayan kişilerin bol hikayeli ve lirik bir üslubu ön plana çıkararak didaktik tarzdan uzak bir ‘ekonomik ürün’ ortaya koyma gayretidir.

Kitaba bakarak, ‘çocuğuma şunu yaparsam, şunu dersem, şöyle davranırsam çocuğum daha sağlıklı, daha güvenli olacakmış’ bilgisiyle hareket eden bir anne-baba aslında çocuk yetiştirme konusunu teknik bir mesele gibi algılamaktadır. Adeta bir makine üretir gibi çocuk yetiştirme kitaplarında yazan bilgileri çocuğuna boca ederek görevini yapmış olmanın huzurunu yaşayan anne-babalar büyük bir yanılgı içindedirler. Bu büyük yanılgının sebebi de doğallıktan uzaklaşmaktır. Asıl önemli olan, anne-baba ve çocuğun doğal bir iletişim içinde olması ve çocukla girdikleri bu doğal etkileşim neticesinde belirli dönemlerde geçmişe bakarak ‘biz nerede hata yaptık’ sorusunu kendilerine sormalarıdır. Kısacası çocuğunuzla içten, doğal bir iletişim içerisinde olunuz ve bu iletişimi geçmişe dönük olarak belirli periyotlarla sorgulayınız.

İnsan, doğası gereği her zaman sağlıklı bir yönde gelişme eğilimindedir. Fakat bu gelişimin önündeki en büyük engel sadece ilgisiz anne-baba değildir. Aşırı ilgili, çocuğu için hep daha iyisini isteyen, çocuğuyla ilgili ‘büyük projeleri’ olan anne-babalar da aslında çocuklarına çok ciddi zararlar vermektedirler. Bu tür bir yaklaşım nedeniyledir ki pek çok çocuk henüz yeni filizlenen iradelerini ortaya koymaya başladıkları 1-3 yaş evresinde anne-babanın beklentileri ya da aşırı yönlendirmeleri nedeniyle kendileri olmaktan vazgeçmektedir. Bu çocuklar, anneleri ve babalarının projelerine uygun bir çocuk olmak gibi korkunç bir cenderenin girmektedirler.

Bizim için önemsiz olan pek çok şey, çocuk için travmadır.

Peki bir çocuk, hele de 1-3 yaş aralığındaki bir çocuk niçin kendi özgür iradesinin tadını almak varken, böyle bir özgürlükten vazgeçme ve anne babanın uydusu olarak büyüme seçeneğini tercih eder? Çocuk için hep aynı şey söylenir; Çocuk canı ne istiyorsa onu yapma yönünde davranışlar sergiler. Bir yetişkin gibi isteklerini makul bir süre erteleyemez, canı ne istiyorsa hemen yapmak ister. Bu kadar ‘keyfine’ düşkün bir insan yavrusu nasıl olur da kendisi için son derece önemli olan bu istekleri göz ardı eder ve anne babanın peşine takılır?

Cevap basit: Çocuk, anne ve babasının kendisine olan sevgisinden emin olmak ister. Anne babalar kafalarında oluşturduğu çocuğu görmek için çocuğa bilerek veya bilmeyerek baskı uygularlar. Çocuk, eğer anne ve babanın kafasındaki çocuk olmaz ise anne babanın sevgisini yitireceği korkusuna kapılır. Kimi anne babalar çocuğa ‘Şunu yaparsan seni severim, ya da şunu yaparsan seni sevmem’ gibi ifadeler kullanabilmektedirler. Çocuğun dünyasında ne denli bir yıkım oluşturduğundan habersiz kullanılan bu ifadeler çocukta şu düşünceye sebep olur: ‘Annem ve babamın beni sevmeme ihtimali var’. Yani çocuğun en büyük korkusu tetiklenmiştir. Artık bu andan sonra çocuk sizin kafanızdaki çocuk olmaktan başka bir çıkar yol düşünemez. Çünkü çocuğun en büyük korkusu anne babanın sevgisini yitirme korkusudur. Çocuğun zihnine bu zehirli tohumu attığınız andan itibaren çocuk için 7 gün 24 saat travma başlamıştır. Her an anne babanın sevgisini yitirme korkusu nedeniyle çocuk ‘Acaba ne yaparsam annem babam beni sever düşüncesiyle hareket edecek ve kendi doğal gelişimini terk edecektir.

Çocuğunuzu koşulsuz sevin. Çünkü çocuk için ‘koşullu sevgi’ demek, sevilmeme ihtimali demektir.

‘Seni komşuya vereceğim’ ifadesi bir anne için çocuğuna belli konularda uyarı niteliğinde olabilir. Ama çocuk için tam anlamıyla yıkımdır.

Peki neden bu çocukluk dönemi hakkında bu kadar çok yayın var? Neden anne-babalar olarak ağzımızdan çıkan her kelime çocuk dünyasında bu kadar tesirlidir?

Bu sorunun cevabını vermek için çocuğun doğumdan sonraki beyin gelişimine bakmamız gerekiyor.

Bebek henüz anne rahmindeyken 6 aylık olduğu dönemden itibaren görsel harici algılamalara başlar. Sesleri duyar ve titreşimleri, darbeleri bebek de hisseder.

Doğumdan sonraki dönemde beyin dalgalarına bakalım. Bu noktadan itibaren açıkçası iş ilginçleşiyor. Bu nedenle bu uzun yazıyı okumayı bırakmayı düşünüyorsanız biraz daha sabretmenizi öneririm. Evet yazının uzun olduğunun farkındayım fakat dikkat ettiyseniz bu yazının içeriği çeşitli özlü sözlerle konuyu anlatmaktan uzak bir içerik.

İnsanda 4 tür beyin dalgası vardır. Bunlar:

  1. Beta dalgası
  2. Alfa dalgası
  3. Teta dalgası
  4. Delta dalgası

Şimdi sırasıyla bu dalgaların ne olduklarına bakalım. Sonunda çocuk gelişimiyle ilgili enteresan bir bilgiye ulaşacağız.

Beyin Dalgaları

Beta dalgası: Tamamen uyanık ve farkında olduğumuz durumda beta dalgasındayız.

Alfa dalgası: Uykunun ilk aşamasıdır. Oldukça gevşemiş ama uyanık olduğumuz durumlarda alfa dalgasındayız. Ayrıca bu dalga hafif hipnoz hallerinde de oluşmaktadır. Hafif hipnoz kısmı önemli. Alfa= Hafif hipnoz.

Teta dalgası: Uykulu, uyuşuk olduğumuz bu dönem, aynı zamanda uykunun da ilk aşamasıdır. Bu aşama derin hipnoz halidir. Teta dalgası uykuya dalış esnasında ve derin hipnoz durumunda ortaya çıkmaktadır. Teta = Derin Hipnoz.

Delta dalgası: uyuduğumuz dönemde beynimiz Delta dalgasındadır.

Konya Çocuk Psikoloğu olarak neden bu bilgileri verdik? Çocuk gelişimi açısından çok çok önemli bir şey var. İnsan beyni doğumdan 6 yıl sonra Beta dalgası yaymaya başlar. Bunun anlamı şudur. Çocuk 6 yaşına kadar hipnozdadır. Yani 6 yaşına kadar çocuğa söylenen her söz doğru ya da yanlış, iyi veya kötü her söz çocuk tarafından direk içe alınıp kabul edilir. Çünkü söylenen her söz ve verilen her mesaj hipnotik telkin mahiyetindedir. Hipnotik telkinler, çok güçlü bir şekilde kabul gören telkinlerdir. Dolayısıyla çocuk için bunlar direk içe alınarak kabul edilir.

Örneğin çocuğuna sürekli olarak ‘Sen küçüksün, yapamazsın’ mesajı verilirse çocuk bu mesajı içe alacak ve hayatı boyunca bu düşünceyle hedeflerine ulaşma konusundaki motivasyonunu akranlarına göre düşük tutacaktır. Kendisiyle ilgili yetersizlik duygusunu geliştirecek ve yeterli seviyede özgüven sahibi olamayacaktır. Elbette ki bu durum tıpkı bir matematik problemi gibi kesin ve net değildir. Daha da önemlisi çocuğuna karşı ‘Sen yapamazsın, küçüksün’ gibi sözler söylemeyen anne baba hemen hemen yoktur. Burada ölçütümüz bu tür mesajların sürekli olarak çocuğa verilmesidir. Bu mesajlar eğer olumlu olursa, yani ‘Sen yapabilirsin, sana güveniyorum’ mesajı verilirse çocuğun gelişim seyri çok daha farklı olacak, hayata ve kendi gerçeklerine çok daha sağlıklı bakacak bir çocuktan bahsedebiliriz. Kendisiyle ilgili yetersizlik duygusu geliştiren bir çocuk ise ileriki yaşantısında ergenlik dönemi denilen bir döneme girecek ve kendisinde bulunan bir takım olumsuzlukları, olumluya çevirme kapasitesine ulaşacaktır. Yani ergenlik dönemi, çocukluğumuzda yaşamış olduğumuz sarsıcı ya da yıkıcı telkinleri yeniden ele alıp kendimizi bir anlamda ‘Yeniden İnşa’ ettiğimiz bir dönemdir. İnsanlar, çocukluklarının esiri değildirler. Bir noktadan sonra elimize geçen fırsatı (ergenlik dönemi) değerlendirme şansını kullanmamıza bağlı her şey. Bu uyarıyı da yaptıktan sonra konumuza dönelim.

Koşulsuz sev, Sınır koy – Konya Çocuk Psikoloğu

Koşulsuz sevmek kadar çocuğa sınır koymak da son derece önemlidir. Pek çok anne-baba henüz küçük diyerek, çocuğuna kıyamayarak, çocuğuna sınır koyma konusunda zorlanmaktadır. Hatta hiçbir sınır koymadan çocuklarını büyütenler bile vardır. Fakat ne zaman ki çocuk ergenlik döneminde girerse, işte o zaman çocuklarına belli kısıtlamalar getirme yoluna gitmektedirler. Küçükken hiçbir kural ve sınır tanımayan çocuk ise büyüdüğünde konulan kurallara uymakta zorlanacaktır. Zaten gelişim dönemi itibariyle ergenlik dönemi çalkantılı bir dönemdir. Bu dönemde tepkisellik de ön planda olduğu için ergen, kuralları açıktan ihlal etme, sınırları kabul etmeme şeklinde tepkisel davranışlar geliştirebilmektedir.

Aile içerisinde belirli kurallar ve sınırlara göre yetişmemiş, sınır ve kural tecrübesi olmayan bir çocuk, henüz kreşteyken sorunlar yaşamaya başlar. Çünkü çocuk sosyal hayata ailesinden almış olduğu deneyimlerle birlikte katılır. Hiçbir kural ve sınır tanımadan yetişen, her istediği olan, hiçbir kırılma yaşamadan kreş-okul çağına gelen bir çocuk için sosyal hayata katılım son derece zor geçecektir. Henüz uygun seviyede hiçbir kırılma yaşamamış, engellenme toleransı olmayan bir çocuk, kreşte adeta balyoz yemiş gibi olur. Alıştığı hayat ve gerçek hayat arasındaki uçurumu görünce pek çok sorun da beraberinde gelir. Anne babalar ise kimi zaman durumu ancak öğretmenlerin aktarmasıyla öğrenirler. Evde asarım keserim, her istediğimi yaparım havasında olan çocuk, okulda bunun olmadığını gördüğünde iç dünyasına kaçar ve yaşadığı sarsıntının acısını hafifletmek için kendi fantezi dünyasında ‘kükremeye’ devam eder. Fakat gerçek hayatta sinmiş ve pusmuş bir çocuk vardır. Bir köşeye çekilmiş ve kendi halinde bir çocuk görünümü sergilemektedir. Anne babalar ise çocuklarının okulda bu kadar değişmesine bir anlam verememektedirler.

Ya da durum farklı olabilir. Aynı çocuk sınıf içerisinde pek çok soruna sebep olabilecek derecede davranışlar sergileyebilir. Arkadaşlarıyla kavga edebilir, onlara fiziksel şiddete varabilecek davranışlar sergileyebilir. Çünkü hiç engellenme ve uygun seviyede kırılma yaşamamıştır. Çocuk, henüz hiç tatmadığı bu duyguyla nasıl baş edeceğini de bilmemektedir.

Ergenlik dönemindeki yeniden inşa sürecini de hatırlayarak buraya kadar değindiğimiz konulardan yola çıkarsak şöyle özetleyebiliriz:

Konya Çocuk Psikoloğu sitesi olarak belirtmek gerekir ki çocuk, doğduğu andan itibaren özellikle ilk 2 yıl annenin duygu repertuarından beslenir. Yani annenin duygu zenginliği çocuğa aktarılır. Dolayısıyla anne ne kadar duygusal zenginliğe sahipse çocuk da o kadar duygusal zenginliğe sahip olur. Örneğin: anne ne kadar kaygılı ise çocuk da anneden bu kaygıyı alır. Bu nedenle anneden çocuğun alması gereken en önemli şey kendini teskin etmesi, kriz durumlarında sakin kalmayı öğrenmesidir denebilir. Öneri: Çocuğunuz için çok fazla endişelenirseniz çocuğunuz da çok fazla endişelenir. Okula başlama aşamasında pek çok anne aslında kendinde var olan endişesini çocuğa aktarmaktadır. Yani asıl anne çocuktan ayrılmayla ilgili sıkıntı yaşamaktadır. Bu sıkıntıyı çocuğa farkında olmadan aktardığı için çocuk da anneye yapışma ihtiyacı içine girebilmektedir. Çocuklar sözlerden değil gözlerden ve hallerden anlar.

Çocuğa kayıtsız olan aile kadar aşırı derecede ilgili olan aileler de çocuklarına zarar vermektedirler. Aşırı ilgili aileler çocuklarının sınırlarını ihlal eden, işgalci güçler gibidirler. Çocuk için neyin iyi neyin kötü olacağına karar verme konusundaki fikirlerini o kadar ileriye götürürler ki çocuğa kendi iradesini kullanma hakkını tanımazlar. Çocuk tarafından özgürleşme adına atılan her adım, aile tarafından yeni işgallerle engellenir. Bu nedenledir ki çocuk kendi iradesini kullanmanın hazzını yaşamayı bir kenara bırakarak ailenin kafasında oluşturmuş olduğu projeye uygun bir çocuk olma seçeneğini seçer. Büyüdüğünde de karşımıza kendi kararlarını almakta güçlük çeken bir yetişkin olarak çıkabilmektedir.

Sınırsız ve kuralsız bir özgürlükle büyüyen çocuk hem sosyal hayatın gereklerine-kurallarına uymakta sorunlar yaşayacaktır, hem de büyüdüğünde ailenin kendisiyle ilgili koyduğu sınırlarla ilgili olarak sorunlar yaşayacaktır.

Öneriler – Konya Çocuk Psikoloğu

  1. Koşulsuz sev, kıyaslama,
  2. Sınır koy, kuralları aile içinde öğrensin,
  3. Uygun seviyede kırılmaları sizin kontrolünüzde yaşasın,
  4. Bütün bunları içtenlikle yapmazsanız çocuk anlar. Çünkü çocuk sözlerden değil, gözlerden anlar.

Konya Psikolog sitesi olarak bir sonraki yazımızda çocuk ve annenin ilk etkileşimleri konusunu ele almaya çalışacağız. Selamlar.

Hakan TOKGÖZ

Klinik Psikolog – KONYA

05511116504

Leave a Reply